Volkswagen bir fuar standını daha “Bulli” konsepti ile doldurdu. Ancak çevrecilikle başı belada olduğu için bu seferki tamamen elektrikli ve tam da aynı sebepten, üretim onayına hiç olmadığı kadar yakın olabilir. Geçiştirmeden öte yani…

Bu 2001 konsepti
Buysa 2011…

Kaplumbağa, yerine Golf getirilerek üretimi bitirilmiş fakat eski modelin şirin tasarımı özlendiği için yirmibeş yıllık aradan sonra New Beetle adıyla galerilere geri döndürülmüştü. Retro tasarımın cezbettiği müşteriler pek mutlu olsa da gerçekte ortaya kötü bir araba çıkmıştı. En nihayetinde kostüm giydirilmiş bir Golf’tü, motoru arkada değil öndeydi ve atasını efsane yapan özelliklerden hiçbirine sahip değildi; hem pahalı hem kullanışsız.

Dolayısı ile “New Beetle” hayal kırıklığı olurken BMW’nin Mini’si ise müthiş bir satış başarısı yakalamıştı. Orijinal Mini’nin de motoru öndeydi, eyvallah ama bu araba öncüsünden çok daha iri, alakasız bir tasarımdı. Neydi başarılı yapan? “Fikir” elbette! Mini, ilk mikro araba değildi ama çok hızlı giden ve sürüşü tehlikeli değil eğlenceli olan ilk mikro arabaydı. BMW Mini’si insanları bu hatıra üzerinden yakalamışken VW Kaplumbağası’nı ne fukara alabiliyor, ne sorun çözüyor, ne de kullanması eğlenceliydi… Şirin kılıf giydirilmiş alelade bir otomobildi, üstelik şirin görünebilsin diye verilen tavizler yüzünden içi dar, bagajı küçüktü.

Aradan bir dönem geçecek ve insanoğlu bu aptal tasarımlara bakıp gülecek… Tablet var ama sabit hem de kötü yere, ayıp olmasın diye iliştirilmiş direksiyonumsu, pedallar…

Yakın geçmişte yenilenerek sportif misyon yüklenen ve adı artık “New Beetle” değil “The Beetle” olan otomobil ile VW hala Mini’nin nallarını topluyor. İşte tam da bu acı tecrübe sebebiyle VW çok sevilen Microbus modelini bir türlü hortlatamadı.

Teknik olarak orijinal modelin temel tasarımı, 90’lı yılların başına kadar pek değiştirilmeden üretildi.

Motor arkada altta, çekiş sistemi de arka dingile entegre, arka kısımdan kolayca sökülüp takılabilirken burun boş ve hafif. Bu sayede hidrolik direksiyon olmamasına rağmen kullanımı rahat, ucuz ve basit. İçi geniş, izdüşümü küçük olduğu ve direksiyonu tekerlekleri çok bükebildiği için manevrası çok rahat. Boşken de doluyken de ağırlık merkezi değişmiyor, hızlı manevrada bile dengesini muhafaza edebiliyor. Özellikle kısa mesafelerde taşımacılık için biçilmiş kaftan. Orijinal modelin bir diğer avantajı da hafif arazi üzerinde ilerleyebilmesine olanak sağlayan oranlarıydı.

Yerini alan önden motorlu Transporter, pahalı bir adımdı. Sıfırdan tasarlanmış, motor ve aktarma sistemi artık burunda toplandığı için arka kısım serbest kalabilmişti: Mühendisler gelen sipariş doğrultusunda şaseyi istedikleri gibi uzatıp kısaltabilir, arkada artık aşağı kadar uzanan kapak sayesinde minivan değil kapalı kasa kamyonet olarak hizmet sunulabilirdi. Transporter isminin anlamı bir anda sınırlı zümreye hitap eden özgün tasarımdan rekabetçi ticari çözüme, adeta beyaz eşyaya dönüşüvermişti.

Günümüzde ufak değişimlerle hala üretimi süren başarılı bir ticari araç. Düşük maliyetli ve işletmelerin, hobi sahiplerinin tercih etmeleri halinde yüzlerini kara çıkarmayan bir çözüm. Hafif arazi kullanımına yönelik dört çeker opsiyonu bile bulunuyor.

İstedikleri şey orijinal modelin ruhunu yakalamak olsa zaten çözüm çok basitti: Biraz süs.

Kaldı ki, VW Grubun ürün kartelası artık hiç olmadığı kadar geniş. Her boyda, her ihtiyaca uyum sağlayabilecek bir modeli rekabetçi fiyattan satabiliyorlar. O halde kim, neden nostaljik tasarımlı Transporter istesin ki? Hippie özentileri deseniz eski araçlar klasik oldu, kullanılmış araç pazarında hala bulunabiliyorlar. Bu sınırlı zümre de mutmain yani..

I.D. Buzz’ın mantık zeminine oturduğu an, Transporter’ın gazının bittiği yer. Elektrikli tasarım yepyeni bir üretim tekniği gerektiriyor. Eski modelin makinası arkadaydı, güncel modelin tüm takım taklavatı önde. Elektrikli çözüm içinse pillerin ideal yerleşim yeri zemin, şasenin en altı.

VW aslında MEB platformunun en büyük halini bize nostaljik Microbus kıyafetiyle servis ediyor. Otonom sürüş, sensörler vs. göz boyamadan ibaret. Büyük batarya ve iki farklı çekiş opsiyonuyla donatılacak aracın tek şarjda 400 kilometreyi aşabiliyor olması önemli bir değer. AWD haliyle 0-100km/s hızlanması 5 saniyeye inebilecekken, daha makul rakamdan satılacak modelin arka tarafına motor konmayarak önden çekişli olması uygun görülmüş.

VW’in bir türlü eskitmeye kıymadığı en sevimli yüzü ile diyeceği “Ce’ee!” bakalım emisyon skandalı ardından karizmasını toplamaya yetecek mi?

Yeni elektrikli ticari araç ve elektrikli minivanların başarılı olması için otonom sürüş kabiliyeti sunmaya muhtaç olmadığını söylemek zor değil. “Güzel” görünüyorlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here